Bir önceki konu

Ana Sayfa

Bir sonraki konu

ZİKİR VE TELKİN

1) Zikr-i talimidir. 2) Zikr-i telkinidir.

Talibe fayda veren ve gönülden hicabı gideren zikr-i telkinidir. Zikr-i talimi ise, halkın ve ana-babanın dilinden öğre­nilen zikirdir ki, bu zikir dilden öteye geçmez, kalbe ve ruha yetişmez. Bunun için de, talibe hiçbir faydası, olmaz. Zira onun faydası yalnız dünyadadır. Meşayih huzurunda böyle zikredenlere, yarın belki de azap ve ikap olunur.

Zikr-i telkini, mürşid-i kamilin dilinden talibin kalbine gelip yetiştiği zaman, o gönülde asla zulmetten eser kalmaz. O gönül, zikrin nuru ile münevver olur, bütün hayaller gönül­den silinir, şeytan vesvesesi kesilir. Zikr-i telkini, nisan yağ­muru gibidir. Diğer yağmurlar, sedefe erişir amma inci olmaz. Nisan yağmuru erişince hemen inci olur. Talibin gönlü de se­def gibidir. Zikr-i telkini nisan yağmuru gibidir. Marifet de sedefin içindeki inci gibidir. Talibin sedefe benzeyen gönlüne, zikr-i telkini yetişince, o gönülde marifetullah incisi bitirir.

Zikrin birinci şartı; talip zikrullaha başlamadan önce ab­dest almalı, misvak kullanmalı, sonra şeyhin huzuruna varmalı ve şeyhi kendisine zikri telkin etmelidir. Telkin tamam ol­duktan sonra, bir tenha yerde ayrıca niyyet etmeli, kıbleye karşı oturmalı ve:

Euzü billahi min-eş-şeytan-ir-raciim-Bismillahirrahmanir- Rahiim Fa'lemu ennehu Lâ ilâhe illallah diyerek, zikirle meşgul olmalıdır. Dikkat edilecek hususlar şunlardır:

La ilahe dediği vakit gözlerini sıkı sıkı yummalı, belinden yukarısını ve başını sağ tarafına döndürmeli; illal­lah dediği vakit, yine belinden yukarısını ve başını sol tarafına döndürmelidir. Lâ ilahe dediği vakit lâ ilahe'yi çe­nesiyle demeli ve illallah dediği vakit sertçe zikri kalbe vurmalı. Ve diliyle la ilahe illallah deyince, bunu gönlü ile de söylemelidir ki: la ma'budu illallah, lâ maksudu illallah lâ muradı, illallah ve La mevcudu illallah dediği vakit, gönlü ile de illallah'tır demelidir. Yani, lâ ilahe dediği vakit gönlü ile (ma'budum yok, maksudum yok, muradım yok,) demeli ve illallah dediği vakit de yine gönlü ile illallah vardır demelidir.

Bütün meşayih ittifak etmişlerdir ki, bir kişi lâ ilahe illallah zikri ile meşgul olduğu zaman, lâ ilahe de­diği vakit Allah’tan başka sevgileri gönlünden gidermek ve illallah dediği vakit de Hak Tealanın muhabbetini sevgisini kalbin­de isbat eylerse, nefis-şeytan, yönünden gelen fikirleri ilahi nurların heybeti onları meneder.

Derler ki: ‘Tevhid olmayınca marifet sahih olmaz. Marifet ol­mayınca, iman sahih olmaz. İman olmayınca, İslam sahih olmaz.’

Şeyh Safi kuddise sırrehu şu beytinde buyurmuştur ki:

La'nın kapısı eşiğinden Şahı'n mülküne varıncaya kadar, yüz bin yedi yüz yetmiş yol ve her yolda bir yol kesici vardır.

Yani, nefiyden isbata varıncaya kadar, yüz bin yedi yüz yetmiş yerde yoldan sapıtıp, nefiyden isbata iletmeyiciler vardır ve bunlar maksuda varıncaya kadar yol keserler demektir.

Yani Kelime-i Tevhid ile zikretmenin edebi anladığımız kadar şöyledir ki başlangıcı la ilahe buraya kadar anlamı: yoktur ilah milah yoktur. Ancak illallah vardır. Manası evvelinde la ilahe söylerken sağ tarafına bükülüp la ilahe’ye kadar yok ilah milah yok denildi anlamı. Hemen derhal sol tarafa bükülüp illallah ancak Allah vardır demektir. İsbata geçmiş olur. Daha başka manaları tasavvufa göre la ma’budu ma’budum yoktur. Ma’budum illallahtır. Diğer manaları la maksudi hiçbir maksutum arzum yoktur maksutum illallahtır. Diğer manaları ise la mahbubu hiçbir sevgilim mahbubum sevdiğim yoktur ancak tek bir Allah’tır sevdiğim mahbubum Allahtır. Diğer manaları la mevcudi hiçbir mevcut yoktur illallah vardır. Diğer manası La muradı hiç murad ettiğim arz ettiğim muradım yoktur ancak illallah vardır. Muradım maksatım illallahtır. Bunların hepsine kafa dağılacak olursa huzuru kalb ile kalbi Allah’tan gayri endişe hayallardan çekip kalbi bizzat kendine kendinden yakın olan Allah huzurunda olduğunu tastik eder. Haya korku huşu edeple lailahe sağa hafif bükülür. İllallah sol tarafa bükülerek illallahı kalbe vurur kalb de tastik eder.

Yalnız zikrullah Kur’an dersler tesbihler hepsi kendimizi her an huzuru Allah’ta bilmemiz gerekir. Korku edebi muhafaza ederek kalp daimi surette huzuru Allah’ta durup başka gidiş yollara kalbi salmamak huzurda tutmaya gayret göstererek dil Allah’ın zikrini dilde çıkınca mahraçları ile birlikte dilden çıkanlar ağızda kalmayıp hırtlaktan huzurda duran kalbe sevk etmek inşallah gücümüzün miktarı anladığımızın üstünde çalışır isek gerisini Rabbım bizlere öğretir.

Mahraç dediğimiz iyi dikkat ederseniz. La ilehe bakınız he geldi buraya illallah bir de sonunda gene illallahın sonunda geliyor he harfi. Mümkün mertebe bu he’leri çıkartmaya gayret gösterek yalnız bazı kerre aşkı feyzi biraz kalaba taşkın olanlar o zikir esnasında aşk halı cezbe halı kendine gelince artık onun o anda halı değişir. Mahraçları çıkarmaya iradesi kalmayaraktan zikir eder. Niyeti önemli gelir o zaman niyeti Allah idi sevgilisi Allah idi isteği Allah idi. Muradı Allah idi amma o aşk kalaba halında he’leri çıkaramaz ise de niyet doğrultusunda zikri tamamdır kınamayınız. O hal başa gelmez ise gelinceye kadar da la ilahe illallahın harflerine mahrac ve he’leri çıkarmaya dikkat edilsin.

 Kısadan bir örnek karnı aç vücut zayıf gıdasını vermek lazım geldi yemek önüne konup yemek yemeye başladı. Lokmalar ağzına alıp çiğnedi tekrar tekrar çiğner çiğner hırtlaktan yutup mideye çiğnediği yemek inmez yalnız ağızda kalır dışarı dökülürse vücut böyle bir yemek yemeden gıda hasıl edebilir mi acaba? Zikrullah Kur’anı Kerim sair tesbihler evradlar kalb huzuru Allah’da olarak dilden çıkan zikrullahlar Kur’an’lar tesbihler ağızda kalmayıp hırtlaktan kalbe indirilir ise kalbte o kalınca kalbin ruha vermesi ruhun bütün vücuda yayma tesiri olabilir inşallahu Teala. Yemeği misal vermiştik çiğnenen yenen yemekler ağızda kalmayıp mideye indirilirse midede onu haz eder lazım gelen organlara damarlara yayabilir. Gıda hasıl olur.

Burada çok uzattın bunu bu şekilde söylemeyi beceremem imkanım yok derseniz mümkün mertebe Allah’tan gayri kalbe gelenleri kökleştirmemek ve kalbte eğleştirmemek atmak gayretinde olunsun zikir yalnız dilde olursa şu kadar bir fayda hasıl olur ki dil Allah’ın zikrinin üstünde meşgul olursa o zikrullah o dili gıybete malayani lüzumsuz beyhude yere faydasız zararlıklı kelamlara gitmesini tutmuş olur. Yine boş değil inşaallahu Teala. Huzuru kalbi de unutmayalım. Huzur her an kendimizi Huzuru Allah’ta şeksiz şüphesiz bilmek kalp korku huşu edebi muhafaza ederek huzurda durmaya başka taraflara kaymamaya gayrette bulunalım.

 Misal olarak insanlar arasında biribirleriyle çok samimi konuşup yakın olarak dost olanlar var. Hakiki biri birine dost olup biri biriyle huzura kavuşmak ve dostu ile sohbet yapmak isteyen kimse candan ileri dostunu buldu. Dostuna kavuştu sohbetler başladı. Dostu ile dost olan dostu ile huzurda olup sohbetler başladığı anda dostundan gayrileri sohbet arasına ve dostunun arasına sokmayı ister mi? Dostunun huzuruna kavuşup dostu ile huzurda sohbet olduğu halde gayrileri gelip dostu ile kendi arasına sokulur. Engeller yaparsa nasıl üzülüp müteesir olmaz mı?

Aynen bütün varlıkları yaratan yüce Rabbımız ile dostluk kazanmak dost olmak azminde olanlar Allah ile ibadet Allah’a itaat hizmet amel yönlerinde Allah ile kendi arasına nefisten şeytandan dünya endişe hayallarından nefsin arzu zevklerinden kalbe hutur eden gelen havatır endişelerden ne kadar müteesir olaraktan Allah’a boyun büküp münacat ederek yâ Rabbî Sana kavuşmak başkalarından savışmak Seni hakkı ile Senin yardımın ile sevmek sevilmeye layık olmak niyetinde ve azmindeyim. Bu hususlarda yâ Rabbî hidayetini yardımını bana ihsan et, esirgeme Seninle aramıza Senden gayri hiç birileri girmesin böyle yalvararak Allah’tan gayrileri kalbe gelenleri Allah fikrine Allah zikrine Allah dostluğuna karıştırmamak niyeti ile huzur bulup, huzur bulunca Allah ile kendi arasına hiçbir Allah’tan gayri sevgi sokmamak endişelerde düşüncelerde fikirlerde sevgilerde yalnız tek Allah ile tenha kalp sakin başa baş huzurda olup sohbetler arzusunda olur ise gerisini Cenab-ı Hak geliştirir. İnşaallahu teala.

Kalbe gelen Cenab-ı Hak’kın hoşuna gelmiyen konularda gelmekte olabilir. O kötüyü Allah’ın hoşlanmadığını anlamak imandandır. Hoşa gelmiyenleri rızasına uygun olmıyanları kalbte eğleştirip yerleştirilir ise orda kökleşir kalırsa büyük zararlıklı felakettir. Kalbe gelen iyi ve kötüleri anlayıp seçmek imandandır. Allah’ın ihsanıdır. Kötüleri eğleştirmeyip derhal kalpten atılır ise inşallah zarar vermez. Kalbte kararlaşır yerleşir kökleşir kalır ise çok tehlikelidir. Allah cümlemizi korusun. Hulasai kelam nefis ile şeytandan kalbe atılanlar kalbe sokulup gelenler var. Cenab-ı Hak’tan ve Melaikeden kalbe gelenler var.

Cenab-ı Hak’ka hakkıyla yalvarıp O’nun korkusunu kalbimize yerleştirilmesini umup rica ederek Allah ve Resulünün dediklerini nefsin şeytanın dediklerine dikkatli olup değişmeyeceğiz. Dilimiz Allah’ı zikirle kafa kalbimiz Allah’ın fikriyle korkusuyla huşu edebi ile derhal dili kalbi Allah’ın zikrine fikrine bağlayıp meşgul olacağız.

Şeytan ile nefsin isteklerini yapmayıp onlara karşı çıkmak nefis ile şeytandan gelip bizleri teşvik ettikleri endişe hayallara havayı arzulara işaret etmelerinde onlara dirsek çevirip Allah’ın dedikleri daha çok yanımızda üstündür diyerek kalb ile dili hemen zikrulaha bağlar isek nefis ile şeytan avara kalır. Emir ettikleri fena arzular boşa çıkar inşaallah içimiz böyle göze görükmeyen nefis şeytan harbinde mücadelesinde olarak vücudun suret kısımlarımız el ayak göz kulak dil dudaklar bunlarda aynen nefsin şeytanın teşvik ettiği arzu zevk yönlerine gitmeyerek onların dediğinin aksini yapıp Allah’ı çok çok tevbeler ile yardımlar isteyip bekleyeceğiz.

Bir nokta daha özetli olarak toparlayalım. Cenab-ı Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri Ayeti kerimesinde her şeyleri haber vemektedir. Sure-i Talak’ta şöyle buyuruluyor:

Ayetin meali: Her kim kendini yaratan halk eden her halına hazır nazır olan kalbinden bütün geçenlere vakıf olan Allah’tan hakkıyla çok korkar ise vaad ediyor o kimseleri bütün korktuklarının hepsinden çeker harice selamete çıkaracağına vaad ediyor.[1]

Ne anlaşıldı bizlere lazım olan Yâ Rabbî bu kelamına göre Ümmeti Muhammede ve bizlere hakkıyla Senden çok çok çok korkmayı ve korkunu kalbimize indirmeyi bir an korkunu kalbimizden çıkarmamayı bizlere ihsan et yâ Rabbî Habibiyin hürmetine tekrar madem ki kendisinden hakkıyla çok korkanları korktuklarının cümlesinden çekip selamete harice çıkarmayı vaad ediyor.

“Onun vaadi haktır.”[2] O’nun kadar vaadinde ahdinin üzerinde sağlam sabit duran bir kimse bulamazsınız. Bizlere düşen vazife korkmanın alametini öğreneceğiz biz de mevcut olan Allah korkusunu görüküp ispat olunacak o yüce Rabbımız bizlerin için kanuni ilahiyesinde Kur’anı Kerimi ile ve Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin haber vermesi ve hadisi şerifleri ile bizlere neler emir buyurulmuş şunları yapınız tutunuz neler yasaklanıp nehy edilmiş bunlardan yapmayın sakınınız dediklerinin hepsini seve seve baş tacı edip emir ibadet itaatlerde üşenmeyerek ihmallık yapmayarak çok korkaraktan günah yönünde en ufak dediğimizden çok şüphelilerden organ ve azaları hatta kalbimize gelenlerden sakınıp mahçup olup utanıp tevbe etmek hem dışımız hem içimiz korkusu ağır basmak olur ise vaadlerini yapar inşallah. Yâ Rabbî bizleri Senden rızandan uzaklaştırıcıların başta nefis şeytan ve şeytanın avanalarının bunların bizleri zahir ve batın kalben Senden uzaklaştırıcı kötü endişelerine kötü yönlere teşvik etmelerinden Sana sığındık yâ Rabbî Sen bizleri bunlardan çekip uzaklaştırıp Sana cümlemizi yakın eyle yâ Rabbî. İnşallah biz Onun dediklerini yapar Ondan korkar isek O bizleri inşallah korkutmaz kendine çeker yakın eder. Evet Allah korkusu ayet ile söylenmiş oldu. İkinci bir ayet

Meali “Allah’tan korkan onlar eminlik içindedirler Emniyet altındadırlar.[3] Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize sordular? Hikmetin başı nedir Ya Resulallah?

“Hikmetin Başı Allah korkusu”[4] buyurdular. Allah’tan kimler korkar ya Resullallah diye sordular Alimler korkar buyurdu. Alimler kimlerdir ya Resulallah Allah’tan çok korkanlar buyurdu. Burada Allah’ın rızasını sevgisini talep edip çalışanlar Rabbım onlara anlatır. İmanları kuvvetleşir yakınları kuvvetleşir. Esrarı sır zuhur eder bilmediği ilim irfanlar zuhur eder ilhamı Rabbani ihsan eder. Bunlar ölçebilirler. Hem kendi nefislerini hem dışarıdaki insanları iman ölçüsüne vurup anlayıp ölçebilirler. Nasıl bilirler. Allah’tan korkmayanlar Allah’tan korkusu kısa olanlar imanı çok zayıf olanlar bunlar kendilerini bildirirler. Ehli olanlar da anlarlar.

Bunlarda serbestlik görürsün eminlik emniyete düşmüş görürsün. Çok şakalaşmak yerenlik yavanlık dilden gıybetler malayani lüzumsuz kelamlar zuhur eder ehli anlar. Amma hakkıyla Allah’tan çok korkup ruhan Allah’a yakin hasil edip ehli yakın olanlar da saydıklarımız tütün içmek şakalaşmak yerenlik yavanlık kahkahalar ile gülmek edebini hayasını bozmak bunlar ehli yakında olmaz. Her şeyleri Allah rızası ile ölçüye vururlar. Sakin sükunetli ağır başlı olurlar. Allah muhafaza etsin her türlü Allah’ın hoşlanmadıkları işler ile ve haram kılınanlar ile ve Allah’ın nehy ettikleri ile ıssız yerlerde karşılaştıkları zamanlarda her halında halktan kimse beni görmüyor amma beni yaratan bana benden yakin olan her halımı görüp duruyor biliyor diye bütün kötü işlerden fuhşiyet işlerden o kötü işlerin hepsinden Allah korkusu kendini çeker çevirir salmaz.

Allah korkusu kalbe indiğinde gözü yaşartır gözü ağlatır. Allah korkusu günahları affettirir. Mısrı Niyazi Hazretlerine sordular seni yaratan Allah’a nasıl yaptın da kavuştun başka endişe saygı sevdalardan savuştun bize söyler misin? Deyince dediki Allah korkusu ile hasta oldum. Her an üzerimde bir baskı mevcut olarak manevi Allah korkusu ile hasta oldum. Şevk ile yandım Allah aşkı ile öldüm. Allah ile geri dirildim. Buyurdu. Cenab-ı Hak Ümmeti Muhammede cümlemize kendinin korkusunu sevgisini muhabbetini kalblerimize yerleştirsin. Başkalarını orda koymasın öyle bir kendinin sevgisi korkusu aşkı ile dilimiz zikri ile kalbimizi fikri ile son nefesimizin hitamında bunlar ile huzuruna yolcu etsin habibinin hürmetine amin ya Muin.

Demek oluyor ki, zikrin kalbe yetişmesi ve kalpte karar etmesi muazzam bir iştir ve bunun için muhakkak muvahhid (Hak Tealanın birligine inanan) olmak lazımdır. Bunu asla gelişi güzel tutmağa gelmez. Hayli çalışmak ve cehdetmek gerekir. Aynı zamanda çok ihtiyatlı bulunmak da gerektir. Zikir, yalnız dilde olunca, onun hali ve mertebesi başka türlüdür. Zikir, sadra varınca onun hali başka türlüdür. Zikir, kalb-i sanavberiye varınca, onun da hali ve mertebesi başka türlüdür. Zikir, fuade varınca onun da hali ve mertebesi başka türlüdür. Zikir, lübe varınca onun da hali ve mertebesi başka türlüdür.

Maksud olan, zikrin kalbe ermesinin ne zaman olduğunu bilmek, her fısıltıya, her vızıltıya ve hayallere kalp zikri de­memek lazımdır. Zikr-i kalbinin alameti vardır. Fakat, her­kese söylemezler. Onun için, bu yolda yalan yere şeyhlik dava edenler çok olur. Bunun gerçeğini bilmek isteyen kimseler, bir mürşid-i kamil bulmalı ve bu yolları kolaylıkla aşmalı ve men­zile ulaşmalıdırlar. Yoksa, zikir dilden lüb'e varıncaya kadar, zakirin bir çok halleri ve mertebeleri vardır. Bunları bilenle­rin, kelime-i tevhid gönüllerinde karar tutar, zakirden ortaklık­la zikretmek giderilir. Bu hale gelen talipler, şeyhinin desturu ile bir halvet yeri (Çilehane) edinmeli ve orada gece ve gün­düz zikrullah ile meşgul olmalıdır. Bazen diliyle zikretmeli, ba­zen gönlü ile gönül zikrini dinlemeli ve buna dil zikirden ka­lıncaya ve nefs sıfatları mahvoluncaya kadar devam etmeli­dir. Ta ki, zikir kalpten sırra yetişsin, ruha, zahire ve batına erişsin ve gönül zikrullahı nuruyla safileşsin ve Hakkın nuru o gönüle mütecelli olsun ve gönül gözünün basiret nuruyla talipte müşahede-i marifet-i Bari hasıl olsun. Yani dil Allah’ı zikrederken, kalp Allah’tan gayri endişe hayallerden kesilmesi lazım. Her an kalbi huzuru Allah’ta tutmak lazım.

Yeryüzünde, mürşid-i kamil asla eksik değildir. Talip, sıdk ile arayacak ve araştıracak olursa, Hak Teala kendisini mutlaka bir mürşide götürür. Hatta, mürşidi ona gönderir. Hem, mürşid-i kamiller ölmezler. Onlara ölü demek bilmezliktendir. Gerçi, bu alemden o aleme göç ederler amma, sizleri bu alemde yıkar, paklar, arındırır ve her halinize tasarruf ederler. Bu, sözlerim, sana sakın acayip gelmesin. Bunlar, ehl-i zikir ve ehl-i sefadır. Ehl-i zikrin ölüm ancak bedenlerine yetişir ve bunlar gerçi ölürlerdir. Fakat, ölüm­leri ile dirilik bulurlar. Ehl-i zikir demek, gönlü zikirle dirilmiş demektir. Gönülleri zikrullah ile hayat bulan kimseler de ebedi hayatı bulmuş olurlar.

“Yani Allah yolunda ölenlere ölü demeyin zira onlar Allah indinde diridirler. Velakin siz bilemiyorsunuz."[5]

Kime, hayattan bir rayiha erişirse,

canının rengi cavidani ömrü bulur.

O hayat, gönül hayatıdır, yani gönlün dirilmesidir.

 

Bir önceki konu

Ana Sayfa

Bir sonraki konu

[1] Talak 65/2

[2] Nisa 4/122

[3] Duhan 44/51

[4] Kenzü-l-İrfan 1001 Hadis s.97/613 (Osmanlıca baskı)

[5] Bakara 2/154